NAMAZINI GECİKTİREN GENÇ

NAMAZINI GECİKTİREN GENÇ

NAMAZINI GECİKTİREN GENÇ
14 Mart 2020 - 23:57

Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında:

— Oğlum, namaz hiç bu vakte bırakılır mı?

Anneannesininyaşı yetmişe dayanmıştı, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar,yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.

Kendisiise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Hep 'ne oluyorsa?' namaz sondakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunudüşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasınaonbeş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak,"Yine geciktirdim namazı," dedi kendi kendine....

Kıvrakhareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadankendini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazını edâ etti.Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi.... "Bu halimigörse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu... Heleöyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıylaseyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki, hicâbından renktenrenge girerdi.



O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş birağırlık vardı üzerinde... Duasını yaparken, başını ellerinin arasınaalıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekilde tefekkür etmeyiseverdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi.Daldı gitti öylece...

Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalıkvardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz birşekilde etrafı izliyor; kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de dizçökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu.

Yüreği, yerindenfırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor, soğuksoğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizanhakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisiiçin köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanındaki ürperti, korku vebekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

Hesap vesorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle birsağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?", dedi, dudaklarıtitreyerek....

Kalabalık birden yarılmış, bir yol oluşmuştuönünde... İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelilerioldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü.Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar.

Başıönündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerininönünden.... "Şükürler olsun." dedi, kendi kendine ve devam etti;"Gözlerimi dünyaya açtım, hep hizmet eden insanları gördüm. Babamsohbetlerden sohbetlere koşturuyor, malını İslâm yolunda harcıyordu.Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp,bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmeteçalıştım. Onlara ALLAH'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum.Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım."

Kirpiklerindenaşağıya gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimizannediyorum." diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az,Cennet'i kazanmama yetmez." diye düşünüyordu. Tek sığınağı ALLAH'ınrahmetiydi.

Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyor;sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazininibresindeki neticeyi bekliyordu.

Sonunda hüküm verilecekti.Vazifeli melekler ellerinde bir kâğıt, mahşer meydanındaki kalabalığadöndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyseyığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulakkesilmişti.

Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulaklarıyanlış mı duyuyordu? İsmi Cehennemlikler listesindeydi. Dizlerininüstüne yığıldı. Hayretten donakalmıştı.

"Olamaaaaz." diyebağırdı. Sağa-sola koşturdu. İnanamıyordu. "Ben nasıl Cehennemlikolurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarlaberaber koşturdum. Hep Rabbimi anlattım." diyordu. Gözleri sağanakolmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarındantuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklereyükselen Cehenneme doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yokmuydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı?

Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.

"Hizmetlerim... Oruçlarım...Okuduğum Kur'ân'lar... Namazım... Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" , diyordu...

Bağırabağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç dinlemediler,sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriyeçevirdi. Son çırpınışlarıydı.



Resûlullah, "Evinin önünde akanbir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıltemizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler."buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diyedüşünüyordu.

"Namazlarım... Namazlarım... Namazlarım." diye diyehıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler;Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünüyakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı, Artık gözleri de kurumuştu.Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.

Kollarınısıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi.Vücudunu birdenbire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu.

Tambir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı.Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmektenkurtarmıştı. Kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozusilkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz?" dedi.

İhtiyar gülümsedi:

"Ben senin namazlarınım."

"Nedenbu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum."dedi... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; başını salladı;

"Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?.."

Secdeyekapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdangelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerindenfırladı. Abdest almaya gidiyordu...


YORUMLAR

  • 0 Yorum